Bugun...


Ali İbrahim Aydın


facebook-paylas







Vergi Gündemindeki Konular
Tarih: 10-03-2017 17:16:00 Güncelleme: 10-03-2017 17:16:00


Vergiye Uyumlu Mükelleflere Vergi İndirimi

Yabancılara ve Yurt Dışında Yaşayan Türk Vatandaşlarına KDV'siz Konut ve İşyeri Satın Alma İmkânı

Kanuni Temsilcilerin Kendilerinden Önceki Dönemlerdeki Amme Borçlarıyla İlgili Sorumlulukları

 

Sayın okurlar, vergi gündemi her zaman olduğu gibi çok yoğun. Bu sebeple, bu yazımızda, bir konuyla bağlı kalmayıp, hem doğrudan sizleri ilgilendirdiğini düşündüğümüz hem de güncel gündemde yer alan konuları daha kısa açıklamalarla değerlendirmeye çalışacağız.

 

Vergiye Uyumlu Mükelleflere Vergi İndirimi

Vergiye uyumlu mükelleflere vergi indirimini de düzenleyen 6824 sayılı Kanun 08.03.2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı. Kanunun 4. maddesi ile Gelir ve Kurumlar Vergisi mükellefleri için vergi indirimi uygulamasını mevzuatımıza dâhil etmiş oldu. Yazımızın bu ilk başlığında, indirimden kimlerin hangi şartlarda yararlanabileceğini kısaca açıklamaya çalışacağız.

 

İndirimden Yararlanabilecek Olanlar

Vergide uyumlu mükelleflere indirim sağlayan düzenleme, Gelir Vergisi Kanunu'nun Mükerrer 121.  maddesinde yapıldı.  Uygulamadan aşağıda belirtilen gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri yararlanabileceklerdir.

Gelir Vergisi Mükellefleri

:

Ticari, zirai veya mesleki faaliyeti nedeniyle gelir vergisi mükellefi olanlar.

Kurumlar Vergisi Mükellefleri

:

Finans ve bankacılık sektörlerinde faaliyet gösterenler, sigorta ve reasürans şirketleri ile emeklilik şirketleri ve emeklilik yatırım fonları dışındaki kurumlar vergisi mükellefleri.

 

İndirimden Yararlanmanın Şartları

  1. İndirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yıla ait vergi beyannameleri kanuni süresinde verilmiş olmalıdır. Kanuni süresinde verilen bir beyannameye ilişkin olarak kanuni süresinden sonra düzeltme beyannamesi veya pişmanlık talepli beyanname verilmesi bu şartın ihlali sayılmayacaktır.
  1. Verilen bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergiler kanuni süresinde ödenmiş olmalıdır. (Her bir beyanname itibarıyla 10 Türk Lirası'na kadar yapılan eksik ödemeler bu şartın ihlali sayılmaz.)

Örneğin, 2017 yılına ilişkin Kurumlar Vergisi Beyannamesinde vergi indiriminden faydalanabilmek için 2016 ve 2015 dönemi beyannamelerinin de kanuni süresinde verilmiş olması ve verginin de süresinde ödenmiş olması zorunludur. Öyle ki, Beyannameye göre ödenmesi gereken verginin, bir gün gecikmeyle ödenmiş olması bile indirimden yararlanmaya engel olacaktır.

  1. İndirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yılda, haklarında beyana tabi vergi türleri itibarıyla ikmalen, re’sen veya idarece yapılmış bir tarhiyat bulunmamalıdır. Ancak, yapılan tarhiyatın yargı kararlarıyla kesin olarak veya 213 sayılı Vergi Usul Kanununun uzlaşma ya da düzeltme hükümlerine göre tamamen ortadan kaldırılmış olması hallerinde bu şart ihlal edilmiş sayılmaz.
  1. İndirimin hesaplanacağı beyannamenin verildiği tarih itibarıyla vergi aslı (vergi cezaları dâhil) 1.000 Türk lirasının üzerinde vadesi geçmiş borcunun bulunmaması, şarttır. Bu şart, sadece indirimden yararlanılacak vergi türünü değil, diğer vergi türlerini de kapsamaktadır. Örneğin, indirimden yararlanacak bir kurumlar vergisi mükellefinin katma değer vergisi veya stopaj gelir vergisi de dâhil olmak üzere 1.000 TL üzerinde borç bulunmamalıdır.

İndirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile önceki dört takvim yılında 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 359. maddesinde sayılan fiilleri işlediği tespit edilenler, bu madde hükümlerinden yararlanamayacaklardır.

Vergi indiriminden yararlanan mükelleflerin, öngörülen şartları taşımadığının sonradan tespiti hâlinde ilgili vergilendirme döneminde indirim uygulaması dolayısıyla ödenmeyen vergiler, vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın tarh edilir. Bu hüküm, indirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yılda herhangi bir vergiye ilişkin beyanların gerçek durumu yansıtmadığının indirimden yararlanıldıktan sonra tespiti üzerine yapılan tarhiyatların kesinleşmesi hâlinde de uygulanır ve bu takdirde indirim uygulaması dolayısıyla ödenmeyen vergiler açısından zamanaşımı, yapılan tarhiyatın kesinleştiği tarihi takip eden takvim yılının başından itibaren başlar.

Vergi indirimi uygulaması ise 2017 dönemine ilişkin olarak 2018 yılında verilecek beyannamelerde uygulanacaktır. 2016 dönemi için 2017 yılında verilecek beyannamelerde bu indirimden faydalanılamayacaktır.

 

 

Gelir vergisi mükellefleri bakımından indirim sadece beyan edilen gelirin içerisindeki ticari, zirai ve mesleki kazançlara ilişkin beyan edilen tutarın toplam içerisindeki oranı dâhilinde hesaplanacaktır. Gelir vergisi mükelleflerinden ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ve diğer kazanç ve iratlar kapsamında beyanname veren mükellefler % 5'lik vergi indiriminden yararlanamayacaklardır.

Hesaplanacak indirim tutarı en fazla 1.000.000 TL olacaktır. İndirilecek tutarın ödenmesi gereken vergiden fazla olması durumunda kalan tutar, yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihi izleyen bir tam yıl içinde mükellefin beyanı üzerine tahakkuk eden diğer vergilerinden mahsup edilebilecektir. Bu süre içinde mahsup edilemeyen tutarlar mükelleflere red ve iade edilmeyecektir.

 

Yabancılara ve Yurt Dışında Yaşayan Türk Vatandaşlarına KDV’siz Konut Ve İşyeri Satın Alma İmkânı

Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 13. maddesinin birinci fıkrasına eklenen bent ile yabancılara ve yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarına katma değer vergisi ödemeksizin konut ve işyeri satın alma imkanı getirilmiştir.

İstisna, konut veya iş yeri olarak inşa edilen binaların ilk tesliminde uygulanmak ve bedeli döviz olarak Türkiye’ye getirilmek kaydıyla uygulanacaktır. Buna göre, yalnızca, inşa edilip ilk alıcısı yabancı veya yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları olan konut ve işyerleri için istisna uygulanacaktır.

Düzenlemeden hem yabancılar hem de çalışma veya oturma izni alarak altı aydan daha fazla yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları da yararlanabileceklerdir. Ancak, Gelir Vergisi Kanunu'nun 3. maddesinin birinci fıkrasının 2 numaralı bendinde belirtilen resmi daire ve müesseselere veya merkezi Türkiye'de bulunan teşekkül ve teşebbüslere bağlı olup adı geçen daire, müessese, teşekkül ve teşebbüslerin işleri dolayısıyla yabancı memleketlerde oturan Türk vatandaşları istisna kapsamı dışında olacaklardır.

Düzenlemede geçen "yabancılar" kavramı, Türkiye’de yerleşmiş olmayan yabancı uyruklu gerçek kişiler ile kanuni ve iş merkezi Türkiye’de olmayan ve bir iş yeri ya da daimi temsilci vasıtasıyla Türkiye’de kazanç elde etmeyen kurumları ifade etmektedir.

Düzenlemeye göre, konut veya iş yeri olarak inşa edilen binaların ilk teslimlerinde bu istisna uygulanacaktır. İlk teslim olarak satın alınabilecek konut veya işyeri sayısı ile ilgili olarak kanunda herhangi bir sınırlama öngörülmemiştir.

İstisnadan yararlanabilmek için taşınmazın bedelinin yurt dışından Türkiye’ye getirilen dövizler ile ödenmiş olması gerekmektedir.

Satın alınan konut veya işyerinin iktisap tarihinden itibaren en az 1 yıl süreyle elde tutulması gerekmektedir.

Öngörülen şartları taşımadığı halde istisnanın uygulandığının tespit edilmesi halinde zamanında tahsil edilmeyen vergi, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizinden mükellef ile birlikte alıcı da müteselsilen sorumlu olacaktır.

İstisna kapsamında teslim alınan konut veya iş yerinin bir yıl içerisinde elden çıkarılması halinde zamanında tahsil edilmeyen verginin, 6183 sayılı Kanunun 48. maddesine göre hesaplanan tecil faiziyle birlikte tapu işleminden önce elden çıkaran tarafından ödenmesi gerekecektir.

Düzenleme, 01.04.2017 tarihinden itibaren yapılacak satışlara uygulanacaktır.

 

Kanuni Temsilcilerin Kendilerinden Önceki Dönemlerdeki Amme Borçlarıyla İlgili Sorumlulukları

6183 sayılı Kanunun mükerrer 35. maddesine göre, tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.

6183 sayılı Kanunun mükerrer 35. maddesine 04.06.2008 tarihli ve 5766 sayılı Kanunun 4. maddesiyle aşağıdaki yazılı 5. fıkra eklenmişti.

"Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur."

Yukarıda belirtilen fıkra ile getirilen kural, amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahısların amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulacağını düzenlemektedir.

6183 sayılı Kanunun mükerrer 35. maddesine eklenen 5. fıkra Anayasa Mahkemesinin 19.03.2015 Tarihli ve  E: 2014/144, K:2015/29 numaralı Kararı ile iptal edilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

Fıkranın iptal gerekçesinde üzerine vurgu yapılan hususlar aşağıdaki gibidir.

213 sayılı Vergi Usul Kanununda kusura dayalı sorumluluğun benimsenmiştir. Oysa 5. fıkra ile getirilen kural, kusursuz sorumluluk getirmektedir.

Kanuni temsilcilerin görevde olmadıkları dönemde gerçekleşen iş ve işlemlerinden sorumlu tutulmalarının adalet ve hakkaniyet ilkeleri ile bağdaşmamaktadır.

Anayasa’nın 2. Maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.

Kanun koyucu, Anayasa’ya ve hukukun genel ilkelerine aykırı olmamak kaydıyla her türlü düzenlemeyi yapma konusunda takdir yetkisine sahiptir. Ancak kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması ve keyfi davranmaması gerekir.

İtiraz konusu kuralın getiriliş amacının; amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olması halinde bu şahısların sorumluluk uygulamasının, amme alacaklarının düzenlendikleri kanunlardaki kanuni ödeme sürelerinde veya özel ödeme sürelerinde faklı şahısların olması halini de kapsadığı görülmektedir.

Amme alacağının doğduğu veya ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilcilerin farklı kişiler olabileceği gerçeği göz önüne alındığında, kural ile getirilen düzenleme vergi ve diğer mali ödev ve sorumluluklarını zamanında ve eksiksiz olarak yerine getiren kanuni temsilcilerin,  sonradan kendilerinin görevde olmadığı ve müdahale şanslarının bulunmadığı bir dönemde gerçekleşen bir eylemden müteselsilen sorumlu tutulmaları sonucunu doğurmaktadır. Adalet ve hakkaniyet ilkeleri karşısında, bireyin bu şekilde belirsiz ve güvencesiz bir biçimde kendi kusurundan kaynaklanmayan bir nedenle, başkalarının eylem veya ihmali sonucu oluşacak sorumluluğa ortak olması adalet ve hakkaniyetle bağdaşmaz. Dolayısıyla, itiraz konusu kural hukuk devleti ilkesine aykırıdır.

Böylece, "amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur"  düzenlemesi iptal edilmiştir. Bundan böyle, amme alacağının doğduğu veya ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilcilerin farklı kişiler olması halinde, kural ile getirilen düzenleme vergi ve diğer mali ödev ve sorumluluklarını zamanında ve eksiksiz olarak yerine getiren kanuni temsilciler,  sonradan kendilerinin görevde olmadığı ve müdahale şanslarının bulunmadığı bir dönemde gerçekleşen bir eylemden müteselsilen sorumlu tutulamayacaklardır.





YAZARIN DİĞER YAZILARI

YUKARI